DEPREMZEDE EMEKLİ KADININ EVİNE İCRA DARBESİ İDDİASI: HUKUK MAĞDURUN YANINDA MI, GÜÇLÜNÜN ELİNDE Mİ?
Kahramanmaraş depreminin ardından ayakta kalmaya çalışan iki çocuk annesi emekli esnaf kadının yaşadığı süreç, icra uygulamalarındaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Mağdur kadın, Konya KAS Hukuk & Danışmanlık ve Avukat Mustafa Arabacı'nın yürüttüğü süreç nedeniyle evini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını, ekspertiz işlemi sırasında yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle hastaneye kaldırıldığını ileri sürüyor.
Kahramanmaraş merkezli depremler binlerce insanın hayatını altüst ederken, depremden ekonomik olarak etkilenen vatandaşların bir bölümü yıllar sonra dahi borç, icra ve mülkiyet sorunlarıyla mücadele ediyor.
Konya'da gündeme gelen bir dosya ise bu mücadelenin ne kadar ağır sonuçlara ulaşabileceği konusunda ciddi sorular ortaya çıkarıyor.
İddiaya göre Kahramanmaraş depreminde iş yeri ve ekonomik düzeni ağır şekilde zarar gören, iki çocuk annesi ve emekli bir kadın, borç ve icra sürecinin ardından sahip olduğu taşınmazını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Kadının anlatımına göre süreçte yalnızca ekonomik değil, sağlık açısından da ciddi mağduriyet yaşandı.
“DEPREMDEN SONRA AYAKTA KALMAYA ÇALIŞIYORDUM”
Mağdur kadının beyanına göre deprem sonrasında zaten ağır bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kaldı. Esnaflık yapan, iki çocuk annesi ve emekli olduğu belirtilen kadın, bugün hayatını büyük ölçüde emekli geliriyle sürdürmeye çalışıyor.
Ancak iddiaya göre icra sürecinde taşınmazına ilişkin işlemler devam ederken evine ekspertiz gönderildi.
Kadın, tansiyon ve kalp rahatsızlıkları bulunduğunu ve ekspertiz işlemi sırasında yaşadığı stresin sağlık durumunu ağırlaştırdığını, sonrasında hastaneye kaldırıldığını ileri sürüyor.
Burada cevap bekleyen en önemli soru şu:
İcra işlemlerinin hukuki sınırları içerisinde hareket edilirken, ekonomik ve sağlık açısından kırılgan durumdaki vatandaşların insani koşulları ne ölçüde dikkate alınıyor?
“EVİMİ KAYBEDERSEM NEREDE YAŞAYACAĞIM?”
Dosyanın en çarpıcı noktalarından biri ise taşınmazın kaybedilmesi halinde kadının barınma sorunu yaşayacağını belirtmesi.
Emekli geliriyle geçinen, iki çocuk annesi olan ve deprem sonrasında ekonomik olarak büyük darbe aldığı belirtilen bir vatandaşın evini kaybetmesi halinde ortaya çıkacak tablo yalnızca bir icra dosyasının sonucu olarak mı değerlendirilmelidir?
Yoksa burada aynı zamanda barınma hakkı, sosyal devlet ilkesi ve ekonomik açıdan güçsüz vatandaşın korunması bakımından da kamuoyunun tartışması gereken bir mesele mi vardır?
Çünkü bir taşınmazın icra dosyasındaki parasal karşılığı ile o taşınmazın bir insan için taşıdığı anlam aynı değildir.
Bir tarafta dosya rakamları vardır.
Diğer tarafta ise yıllarca çalışarak ayakta kalmaya çalışan, depremde ekonomik düzeni bozulan, emekli maaşıyla yaşamını sürdürmeye çalışan bir anne vardır.
KONYA KAS HUKUK VE AVUKAT MUSTAFA ARABACI HAKKINDA KAMUOYUNA SORULAR
Kamuya açık Konya KAS Hukuk & Danışmanlık internet sitesinde Avukat Mustafa Arabacı'nın Konya Barosu'na kayıtlı olduğu, icra ve iflas hukuku alanında çalıştığı ve K.A.S. Hukuk & Danışmanlık'ın kurucuları arasında bulunduğu belirtiliyor.
Bu nedenle söz konusu dosyada kamuoyunun cevap beklediği soruların başında, icra işlemleri sonucunda mağdur vatandaşların taşınmazlarının nasıl ve hangi bedeller üzerinden el değiştirdiği geliyor.
Mağdur vatandaşın iddiası daha da ağır:
Piyasa değeri yüksek taşınmazlar, icra süreçlerinde düşük bedeller üzerinden elde edilerek daha sonra daha yüksek bedellere mi satılıyor?
Bu iddianın doğru olup olmadığı ancak tapu kayıtları, satış dosyaları, kıymet takdirleri, ihale belgeleri, ödeme kayıtları ve ilgili mali belgelerin birlikte incelenmesiyle ortaya çıkabilir.
Dolayısıyla burada kişileri suçlu ilan etmek değil, kamu yararı açısından cevaplanması gereken soruları ortaya koymak gerekiyor.
“10 LİRALIK MAL 1 LİRAYA MI ALINIYOR?”
Mağdur vatandaşlar arasında dile getirilen iddialardan biri de taşınmazların gerçek piyasa değerlerinin altında bedellerle elde edildiği yönünde.
Ancak bu iddianın doğrulanabilmesi için her taşınmaz özelinde;
-
Kıymet takdir raporu,
-
İhale başlangıç ve satış bedelleri,
-
İhale tutanakları,
-
Tapu devir kayıtları,
-
Taşınmazın gerçek piyasa değeri,
-
Satış sonrası el değiştirme bedelleri,
-
Alıcı ve satıcı arasındaki hukuki ilişki,
-
İlgili vergi ve harç kayıtları
birlikte incelenmelidir.
Eğer bir taşınmazın gerçek piyasa değeri ile icra satış bedeli arasında olağan dışı bir fark varsa bunun nedeninin kamuoyuna açıklanması gerekir.
Çünkü vatandaşın sorduğu soru son derece basittir:
“Ben yıllarca çalışıp aldığım evimi neden piyasa değerinin çok altında kaybediyorum?”
VERGİ BEYANLARIYLA TAPU SATIŞ BEDELLERİ UYUMLU MU?
Dosyada ortaya atılan bir diğer iddia ise taşınmazların satın alınması ve sonrasında yeniden satılması halinde, tapu ve vergi kayıtlarında gösterilen bedellerin gerçek ekonomik değerlerle uyumlu olup olmadığı.
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Herhangi bir kişi veya şirket hakkında vergi kaçırdığı sonucuna varmak için resmi mali kayıtların incelenmesi gerekir.
Ancak kamu yararı açısından şu soruların sorulması meşrudur:
İcra yoluyla edinildiği ileri sürülen taşınmazlar hangi bedellerle satın alındı?
Bu taşınmazlar daha sonra hangi bedellerle satıldı?
Tapu işlemlerinde beyan edilen değerler ile gerçek satış değerleri arasında fark bulunuyor mu?
Bu işlemlerden doğan vergi ve harç yükümlülükleri eksiksiz yerine getirildi mi?
Bu soruların cevabı ancak yetkili kurumların incelemesi ve resmi kayıtların karşılaştırılmasıyla ortaya çıkabilir.
HUKUK VATANDAŞI KORUMAK İÇİN Mİ, YOKSA SADECE ALACAĞI TAHSİL ETMEK İÇİN Mİ?
Türkiye'de icra hukukunun amacı alacaklının hakkını korumak kadar hukuki süreç içerisinde tarafların haklarının gözetilmesini de gerektiriyor.
Fakat ekonomik olarak zor durumda bulunan vatandaşların yaşadığı örnekler, sistemin insan tarafının yeniden tartışılması gerektiğini gösteriyor.
Bir vatandaşın borcu olabilir.
Bir icra dosyası olabilir.
Bir taşınmaz üzerinde hukuki işlem yapılabilir.
Ancak bütün bunların sonunda ortaya çıkan tablo, vatandaşın “Borcu ödemek başka, bütün hayatımı kaybetmek başka” diyeceği bir noktaya geliyorsa, kamuoyunun bu süreci sorgulaması kaçınılmazdır.
Özellikle deprem nedeniyle ekonomik hayatı zarar gören vatandaşlar açısından mesele yalnızca borç-alacak ilişkisi değildir.
Ortada insanların yaşam alanları vardır.
Çocukların geleceği vardır.
Yaşlıların ve emeklilerin barınma sorunu vardır.
Ve bazen bütün bunların karşısında yalnızca bir icra dosyası numarası kalmaktadır.
AVUKAT MUSTAFA ARABACI'NIN SİYASİ GEÇMİŞİ DE KAMUOYUNUN GÜNDEMİNDE
Avukat Mustafa Arabacı'nın siyasi geçmişine ilişkin kamuya açık kaynaklarda da kayıt bulunuyor.
2020 yılında Gelecek Partisi Konya İl Yönetimi açıklanırken Mustafa Arabacı'nın yönetimde yer aldığı ve Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı olarak görev yaptığı haberleştirilmişti.
Bu bilgi geçmiş döneme ait bir siyasi görevdir ve kişinin bugün aynı görevi sürdürdüğü anlamına gelmez.
Ancak hukuk alanında faaliyet gösteren bir kişinin geçmişte siyasi partinin hukuk ve seçim işlerinden sorumlu yöneticilerinden biri olarak görev yapmış olması nedeniyle, kamuoyunun hukuk mesleğinin etik boyutunu ayrıca tartışması anlaşılabilir.
Buradaki temel soru ise siyasi kimlikten bağımsızdır:
Vatandaşın karşısındaki hukuk profesyoneli, özellikle ekonomik açıdan güçsüz durumdaki kişilerin yaşadığı süreçlerde hangi etik sorumlulukları taşımalıdır?
“K.A.S HUKUK BÜROSU İÇİN KOLAY YOLDAN ZENGİNLEŞME MODELİ Mİ?”
Mağdur vatandaşların ortaya attığı iddialar arasında en dikkat çekici olanlardan biri, icra süreçlerinin ardından taşınmazların düşük bedellerle elde edilip daha sonra yüksek bedeller üzerinden değerlendirilerek kazanç sağlandığı yönündeki iddia.
Ancak eğer sistematik şekilde;
borç → icra → düşük değerleme → satış → taşınmazın el değiştirmesi → yüksek bedelle yeniden satış
şeklinde bir ekonomik model kuruluyorsa, bunun yalnızca bireysel bir ticari işlem olarak değil, kamu otoriteleri tarafından incelenmesi gereken bir konu olup olmadığı tartışılmalıdır.
Çünkü burada mağdur olan kişi yalnızca parasını kaybetmiyor.
Evinin çatısını, çocuklarının yaşam alanını ve geleceğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
“ZENGİN DAHA ZENGİN, FAKİR DAHA FAKİR” TARTIŞMASI
Türkiye'de ekonomik eşitsizlik tartışmaları sürerken, icra yoluyla taşınmazlarını kaybeden vatandaşların hikâyeleri bu tartışmanın en somut yüzlerinden birini oluşturuyor.
Parası ve hukuki gücü olan bir taraf ile ekonomik olarak zor durumda olan vatandaş arasındaki fark büyüdükçe, hukuk mekanizmasının toplumdaki adalet duygusunu nasıl etkilediği de önem kazanıyor.
Bugün iki çocuk annesi bir emekli kadın;
“Evimi kaybedersem nerede yaşayacağım?”
diye soruyorsa, bu soru yalnızca o kadının sorusu değildir.
Bu soru, sosyal devletin ve adalet sisteminin vatandaşına karşı sorumluluğunun da sorgulanmasıdır.
KAS HUKUK VE AVUKAT MUSTAFA ARABACI'YA AÇIK SORULAR
Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından KAS Hukuk & Danışmanlık ve Avukat Mustafa Arabacı'ya şu soruları yöneltiyoruz:
-
İcra dosyalarında satın alınan veya edinilen taşınmazların toplam sayısı nedir?
-
Bu taşınmazların icra satışlarındaki bedelleri ile piyasa değerleri arasında ne kadar fark oluşmuştur?
-
Satın alınan taşınmazlardan daha sonra satılanlar varsa satış bedelleri nedir?
-
Taşınmazların satın alınmasında kullanılan finansmanın kaynağı nedir?
-
Tapu işlemlerinde beyan edilen bedeller ile gerçek satış bedelleri arasında herhangi bir fark bulunmakta mıdır?
-
Söz konusu işlemler nedeniyle doğan vergi ve harç yükümlülüklerinin tamamı yerine getirilmiş midir?
-
Ekonomik ve sağlık açısından zor durumda olduğunu belirten vatandaşların evlerine ekspertiz gönderilmesi sürecinde mağduriyet iddiaları neden yaşanmıştır?
-
Kahramanmaraş depreminden etkilendiğini ve emekli geliriyle geçindiğini belirten iki çocuk annesi kadın hakkında yürütülen süreçte, taşınmazın aile için barınma amacı taşıdığı dikkate alınmış mıdır?
-
İcra süreçlerinde vatandaşların taşınmazlarının gerçek piyasa değerinin altında el değiştirdiği yönündeki iddialara ilişkin herhangi bir açıklamanız var mıdır?
-
Hakkını arayan ve mağdur olduğunu söyleyen vatandaşlara ilişkin olarak ortaya atılan iddiaların hangilerini kabul ediyor, hangilerini reddediyorsunuz?
- Mağdur ettiğin insanlar aklına geliyor mu yarın aynı şey benim de başıma gelir mi diye düşünüyor musun?
KAMU KURUMLARINA DA ÇAĞRI
Bu iddiaların gerçek olup olmadığının ortaya çıkarılması için ilgili kurumların resmi kayıtları incelemesi, kamuoyundaki tartışmayı da sona erdirebilir.
İcra dosyaları, kıymet takdir raporları, ihale tutanakları, tapu kayıtları ve ilgili mali kayıtlar karşılaştırıldığında;
Bir taşınmaz gerçekten değerinin çok altında mı satıldı?
Alıcı kimdi?
Para nereden geldi?
Taşınmaz daha sonra kaça satıldı?
Vergi ve harçlar hangi değer üzerinden ödendi?
sorularının tamamı somut biçimde cevaplanabilir.
Bu nedenle iddiaların muhatapları açısından en doğru yol, belgeleri kamuoyuna açıklamak ve varsa yanlış anlaşılmaları gidermektir.
BU DOSYANIN ASIL MAĞDURU KİM?
Sonuçta karşımızda yalnızca bir icra dosyası bulunmuyor.
Karşımızda Kahramanmaraş depreminin ardından ekonomik olarak sarsılan, esnaflık geçmişi bulunan, iki çocuk annesi, emekli geliriyle yaşamını sürdürmeye çalışan ve kendi anlatımına göre sağlık sorunları nedeniyle de ağır bir süreç yaşayan bir kadın bulunuyor.
Onun sorusu ise çok açık:
“Evimi kaybedersem çocuklarımla birlikte nerede yaşayacağım?”
Hukuk elbette alacaklının hakkını korumalıdır.
Ancak adalet yalnızca dosyanın rakamlarından ibaret değildir.
Adalet aynı zamanda, o rakamların karşısında duran insanın hayatını da görmektir.
Bu nedenle kamuoyunun beklediği şey suçlama değil, açıklık ve belgedir.
Çünkü sorulması gereken temel soru şudur:
“Hukuk, ekonomik olarak güçlü olanın elindeki bir araca mı dönüşüyor; yoksa en zor durumda kalan vatandaşın hakkını da koruyan bir güvence olarak mı kalıyor?”

Yorumlar 0
Yorum Yap
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!