Özgür Özel duyurmuştu: İBB ‘itirafçısı’ Murat Kapki’nin o dilekçesi ortaya çıktı

Özgür Özel duyurmuştu: İBB ‘itirafçısı’ Murat Kapki’nin o dilekçesi ortaya çıktı
Yazı Özetini Göster

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında “itirafçı” olan Murat Kapki’nin “Baskı gördüm. ‘Bir gün bile burada yatmazsın’ demelerine aldandım. Tahliye vaadine kandım. Savcıların yönlendirmesiyle doğru olmayan şeylere imza attım” diyerek ifadesini geri çektiğini duyurmuştu.

Kapki’nin tahliye talebinde bulunduğu dilekçesi ortaya çıktı.

Dilekçede şu ifadeler yer aldı:

“Ben 20 yıldan fazla süredir başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin çeşitli illerinde açık hava reklamcılık sektöründe faaliyet gösteriyorum. İstanbul’da açık hava reklamcılığında tecrübesi ve bilinirliği en yüksek olan iş insanlarından biri benim. Bunun yanında radyoculuk alanında yatırımlarım da vardır. Çeşitli dönemlerde Gayrimenkul ve araç alım satımları da yaptım. Bu iddianameye konu edilen ve 61.-62.-63. Eylemde belirtilen alt ihaleleri alan şirket olan BVA Reklam ve Danışmanlık Hizmetleri AŞ’nin %20 ortağıyım. 

Bu ortaklığım da esasen reklamcılıktaki tecrübe ve deneyiminin karşılığında bana ait olan hissedir. Ben ticari hayatım boyunca İBB ile hep çalıştım. Yani benim İBB ile reklam alanı kiralamaya dair ilişkim Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesinden çok daha öncesinden beri devam etmektedir. Zaten açık hava reklamcılık sektöründe faaliyet gösteren orta ve büyük ölçekli tüm firmalar için de bu geçerlidir. Ben iş insanıyım, Belediye başkanı kimdir, hangi partidendir gibi konularla ilgilenmem. 

Herkesle ticaret yaparım. – Belediyenin yaptığı ana ihalelerde ihaleyi Kültür AŞ kazanmıştır. Daha sonra da Kültür AŞ alt kiralama ihalelerini davet usulü yapmıştır. Biz de bu ihalelere teklif vererek ihaleleri kazandık. Aynı şekilde girip kazanamadığımız ihalaler de olmuştur. Başka belediyelerin yaptığı ihalelere de girdik. Kazandığımız da oldu kaybettiğimiz de. Yani BVA’nın Kültür AŞ’den ihale almaktan ibaret bir ticari faaliyeti yoktur. Birçok ihaleye katılmıştır. Bu ihale süreçlerinde her şey yasalara uygun olarak yapılmıştır. Zaten ihalelere katılım süreçlerinde şirket adına benim faal bir görevim de yoktur. Benim şirketteki görevim, satış ve pazarlamaya yani şirketin ihaleyi aldıktan sonraki faaliyetlerine ilişkindir. 

İhalelere katılım süreçlerindeki işleri avukat olması sebebiyle Ahmet Köksal sürdürmüştür. 

Ahmet Köksal ve Hüseyin Köksal ile ortaklığım olmuştur. Hüseyin benim 20-30 senelik arkadaşım ve aile dostumdur. Hüseyin normalde tekstil işiyle uğraşmaktadır. Ancak tekstil sektöründe eski karlılık yok diyerek yeni sektörlere yönelme arayışına girmiştir. Bu sıralarda benimle de konuşmuştu. 2020 yılında Hüseyin’le bir görüşmemizde bana reklam ve medya alanına yönelmek istediğini, kuzeni Ahmet’le beraber bu işe girmeyi düşündüğünü söyledi. Ben de ona benim yeni kurduğum bir şirketím olduğunu isterse bu şirkete ortak olabileceğini söyledim. Bu şirket BVA’dır.

Hüseyin ve Ahmet şirketin başlangıçtaki finansmanını sağlayacak ben de reklam alanındaki deneyimimi ortaya koyacaktım. Bu aslında benim içinde mantıklıydı, çünkü ben de parçalı ve dağınık ve benim üzerimden yürüyen reklam faaliyetlerimi kurumsal bir yapıya büründürmek ve işleri profesyonel şekilde yürütmek istiyordum. Bu şekilde ortak olduk. Şirketin kuruluş ve yapılandırma süreçlerini tamamladıktan sonra da ihalelere girmeye başladık. 

Sadece Kültür AŞ ihalelerine değil, hem ilçe belediyelerinin hem Karayollan Genel Müdürlüğünün hem TCDD’nin hem de AYEDAŞ’ın ve daha birçok kurumun açtığı ihalaleri takip ettik, teklifler verdik. TCDD ihalesini tam alacakken TCDD ihaleyi iptal edip, kiralama yöntemiyle başka firmaya verdi. Karayolları Genel Müdürlüğü hiç ihale ilanı bile açmadı. AYEDAŞ’ın elektrik direkleri ihalesinde en yüksek teklifi verdik ama AYEDAŞ evrak eksiğiniz var diyerek ihaleyi bize vermeyip Oktay TAN’ın şirketine verdi. Aynı yıllarda Zeytinburnu Belediyesi’nin Giantboard ihalesini aldık. 

Çekmeköy Belediyesinin reklam ihalesine teklif verdik ancak kazanamadık. Ankara’da Başkent Elektirik’in açtığı elektrik direkleri reklam ihalesine girdik ancak kazanamadık. Kayseri Belediyesi’nin Tramvay yolu üzerindeki reklam alanlarının ihalesine girdik, ihale açık arttırma usulüydü. İhale bedeli 14 milyon TL’den başladı 34 milyona kadar çıktık ama Kayserili bir firma 36’ya ihaleyi aldı. İhaleyi kazanamasak da Kayseri Büyükşehir Belediyesi, bizim sayemizde çok para kazanmış oldu. 

Yani bizim sadece İBB’den ihale aldığımız ya da İBB’nin yaptığı ihalelere katılmak ve bu ihaleleri otomatikman kazanmak için kurulmuş bir şirket olduğumuz iddiası doğru değildir. Gelirlerimizin tümünü İBB ya da Kültür AŞ ihaleleri üzerinden elde etiğimize dair değerlendirme doğru değildir. 

İHALE TEKLİF SÜREÇLERİ

Bu ihalelerin bulunması konusunda şirkette genel müdüre bağlı bir ihale birimimiz vardır. İhale ilanlarını takip ederler, henüz ilana çıkmasa bile belediye meclisinde reklam faaliyetinin ihale edileceğinin konuşulduğu belediyeleri yakından takip ederler. Ortaya bir ihale ilanı çıkınca da genel müdürümüz ihaleyi bana sunar. Ben reklam alanındaki tecrübem ve deneyimim sayesinde ihalenin karlı olup olmayacağını, ihale konusu reklam alanlarının kaç paradan satılabileceğini yaklaşık olarak hesaplarım. Ardından da genel müdürümüze, söylediğim çerçevede %50- %60 doluluk oranıyla bu işten ne kadar para kazanılacağının hesabını yaptırırım. Mantıklı olursa ihaleye gireriz.

İhale bedelini de bu şekilde belirleriz. Benim açık hava reklamcılıktaki en bilindik özelliğim, bir yerin ne kadar paraya kiralanacağını ve satılacağını öngörmektir. Bunu uzun yılların tecrübesine borçluyum. Ahmet ve Hüseyin’in benle ortaklık yapmalarındaki temel etken de budur. Başlangıçta şirketin ortağı Ahmet’ti. Ahmet avukat olduğundan ihalelerin evrak işlerini takip ederdi. Ben de imza atmam gerekiyorsa atardım. Hüseyin ise tekstil alanındaki şirketlerinde işleyişi oturttuktan sonra şirkete ortak olarak gelecekti. Hatta bu süreç uzun sürünce aramızda ufak tartışmalar da oldu. Çünkü Ahmet’le çok iyi anlaşamazdık. Neticede 2024 yılının Mayıs ayında Hüseyin ortaklığa girdi.

Biz ihaleleri 2020 yılında ve 2023 yılında aldık. Bu ihalelerle ilgili kanunsuz hiçbir faaliyetimiz olmamıştır. Ben zaten İBB’ye ait reklam alanlarını 2019 öncesinde de kiralamaktaydım. Hatta 2019 yılındaki İBB başkanlık seçiminin iptal edildiği dönemde, o zaman İBB başkanlığına Ali Yerlikaya vekalet etmekteydi. Ben o zamanlar yetkilisi olduğum SMO Reklam ve Danışmanlık hizmetleri AŞ ile İBB’ye bağlı şehir hatlarının Kadıköy İskelesindeki reklam alanlarını kiralamıştım. Bu kiralamada ihale dahi olmamıştır. Bu reklam alanlarının bana verildiği tarih 20.06.2019’dur. Yani İBB başkanlığı için yapılacak tekrar seçiminden 3-4 gün öncedir. Sonradan İBB’yi Ekrem İmamoğlu tekrar kazanınca, Ak Parti dönemini kastederek seçimden 3-4 gün önce kendi adamlarına reklam yerlerini dağıtmışlar diye de laf çıkmıştır. Neticede de Ekrem İmamoğlu’nun ekibi İBB’de faaliyete başlayınca benim elimdeki Kadıköy Reklam İskelesi reklam alanının da sözleşmesini feshetmişlerdir. Yani ben İmamoğlu’ndan önce Belediyeden yine iş alıyordum. Hatta İmamoğlu geldikten sonra, yaptığım işler iptal edildi. Böyle bir örgüt olsa ve ben bu örgütün üyesi olsam benim para kazandığım şeyi benden alırlar mıydı?

ÖRGÜT SUÇLAMASI HAKKINDA:

İddianamede benim örgüt üyesi olduğum ve Murat Ongun’un benim yöneticim olduğu iddia ediliyor. Bir kere Murat Ongun’la ben birbirimizi sevmeyiz. Bunca zamandır da 1-2 kez selamlaşmak ve usulen bayram tebriği için aramak dışında hiçbir sohbetimiz ve karşılaşmamız olmamıştır.

HTS ve baz kayıtlarının daraltılması sonucunda yan yana bile gelmediğimiz belli olacaktır.

Ayrıca emniyet aşamasında bana sorulan tape’lerde Ak Parti eski dönem il başkanının oğlu ile yaptığım telefon konuşmasının içeriğinde de Murat ONGUN’la aramın hep çok kötü olduğunu söylediğim bellidir. İddianameye ise bu tape konulmamıştır. Aslında bu benim lehime bir delildir. Benim aynı örgütten olduğum hatta benim yöneticim olduğu iddia edilen Murat Ongun’la birbirimizle görüşmüyor oluşumuz bizim bir örgüt olmadığımızın en büyük ispatıdır.

Ayrıca iddianamede örgütün amacı olarak anlatılan şey de Ekrem İmamoğlu’nun CHP’yi ve belediyeyi kazanmak ve buradan da cumhurbaşkanlığını kazanmaktır. Bu siyasi bir amaçtır. Ama benim siyasi duruşumla bu amacın alakası yoktur.

Bu Piyasadaki herkes benim CHPli olmadığımı bilir. Benim cumhurbaşkanından plaket almam, beraber yemek yemem gibi konular geçmişte bir takım gazeteciler tarafından gündem de edilmiştir.

Ayrıca benim Ekrem İmamoğlu ile de tanışıklığım ve görüşmüşlüğüm yoktur. Hayatımda İmamoğlu’nu 2 kez gördüm. Biri Belediyenin iştiraklere verdiği iftar yemeğidir. Yaklaşık bin kişilik bir etkinliktir. Burada Ekrem Beyle el sıkışmışlığım vardır. Bir kere de bir cenazede aynı ortamda bulunduk ama selamlaşmadık. Bunun dışında hiçbir yerde hiçbir suretle görüşmem olmamıştır.

İddianamede hakkımda beyan veren bir kısım gizli tanık, tanık, müşteki ve şüpheliler vardır. Benim Beylikdüzü Mado’da diğer sanıklarla ve Ekrem İmamoğlu ile haftada 2-3 gün buluştuğum, buraya herkesin elinde çantayla para getirdiği söylenmektedir. Ben hayatımda Beylikdüzü Mado’ya gitmedim. Hatta Beylikdüzü’nde Hüseyin’in şirketi dışında hiçbir yere gitmedim. Şirkete de en fazla 1-2 defa gitmişimdir. Bu gidişlerimde de Hüseyin dışında kimseyle görüşmedim. Zaten HTS-Baz kayıtlarım da Beylikdüzüne gitmediğimi göstermektedir.

Benim şirketimin merkezi Gayrettepe’de bulunan FERKO plazadadır. Benim günlük hayatım Acarkentteki evimle Ferko arasında mekik dokumak şeklindedir. Daraltılmış baz kayıtlan getirilirse söylediklerimin doğruluğu tespit edilecektir. Ferko’nun 1 km ve 300 metre yakınında başka şahıslarla sinyal vermiş olmam mümkün ve normaldir. Ancak bu sinyaller, yan yana geldiğim anlamına gelmez. Ben Akmerkez’e, Zorlu’ya yemek yemeye giderim. Oralardaki sinyallerimle banka pos hareketlerim eşleştirilse dahi bu yerlere kaç kere ve ne amaçla gittiğim anlaşılacaktır. Zira ben bu yerlere ancak yemek yemeye giderim.

Hakkımdaki diğer ifadeler ise tamamen alakasız ve ilgisiz konulardaki soyut ve temelsiz isnatlardır. Benim tablo almam, saat almam, maket araba biriktirmem, biblo biriktirmem gibi konular yani hobilerim sanki ben illegal işler yapıyormuşum gibi bir algi yaratmak için basında kullanılmıştır.

Hakkımda ifade verenlerin çoğu, kendi paçasını kurtarmak için bana yönelik bir takım iftiralar atmıştır. Hiçbirinin gerçekle ilgisi yoktur. Zaten bu konuda delil de yoktur.

HAKKIMDAKİ İDDİALAR HAKKINDAKİ BEYANLARIM

Hakkımdaki iddialar ben 2020 yılına kadar hiç gelir elde etmemişim de 2020 yılından sonra bir anda zenginleşmişim gibi kurgulanmıştır. İhale sonucunda aldığım kar payı bellidir. 20 yıllık ticari geçmişim ile sahip olduğum malvarlığı arasında orantısızlık yoktur. Ben Acarkentte ilk evimi 2014 yılında aldım. 2020 yılında henüz ihale dahi almadan önce Acarkentte dublex villa aldım. Akasya AVM projesinden 2 ayrı evim yine 2020’den önce alınmıştı. Bunların bazıları kardeşim Serhat üzerine bazıları Annem Güler Kapki üzerinedir. MASAK Raporuna ise bunlar hiç yansıtılmamıştır.

Bana valizlerle çanta taşındığı, sahte faturalarla vergi kaçırdığım gibi iddialar hayal ürünü ve çarpıtmadır. Benim özellikle araç ve gayrimenkul alımında ya da kişisel borç/alacak ilişkilerinde nakit para transferleri yapmışlığım elbette vardır. Ancak bunun illegal bir paranın taşınması olarak anlatılmasın kabul etmiyorum. Ahmet Çiçek’in bu konudaki ifadesi manidardır. Beni kamera bantlama görüntülerinin olduğu otelde gördüğünü ve teşhis ettiğini ileri sürmüştür. Kurgu şudur: Ben ihaleden kazandığım parayı sözde sahte faturayla nakde çevirmişim. Bu nakit parayı da çantayla otele götürmüşüm. Ahmet Çiçek bu kurgu neticesinde serbest kalmıştır. Savcılık, sorgumda bana oteldeki kişinin sen olduğunu tespit ettik, hatta senin yakın arkadaşların da teyitledi demiştir. Bahsi geçen otel, kamera bantlama görüntüleri diye servis edilen oteldir.

Ancak oteldeki bahsedilen kişinin ben olmadığım ortaya çıkmıştır. Mehmet Ali Çalışkan’ı ben diye yutturmaya çalışmışlardır. Ben hayatımda o otelde hiç bulunmadım. Ben bu otele hayatımda hiç gitmedim. Ama Ahmet Çiçek’in ifadesi nedeniyle sanki otele gitmişim yanımda da para götürmüşüm gibi bir algı oluşturuldu. 1 yıldır bu ve benzeri Iddialarla itibar sulkastine uğruyorum.

Ahmet Çiçek’in iddiaları Kültür AŞ’den Ihale alan BVA adlı şirketime yönelik dahl değildir. BVA’da bir tane bile sahte fatura, yanıltıcı fatura ya da herhangi bir usulsüzlük yoktur. Zaten böyle bir tespit de yoktur.

Dikkat edilirse benimle ilgili ifade verenlerin hiçbiri IBB’den aldığım lhale ya da BVA adlı şirketin faaliyetleri ile ilgili hiçbir şey söylememektedir. Bütün ifadeler İBB’yle alakası olmayan başka ticari faaliyetlerle ilgilidir. Onlarda da suç Isnadı yoktur. Sadece Murat parayla tablo alırdı, Murat parayı kasada tutardı, Murat parayı yat almak için kullanırdı, Murat parayı saat almak Için kullanırdı gibi ifadeler mevcuttur. Eee, bunlar suç mu? Bunların İBB’yle, Ihaleyle, Ekrem İmamoğlu’yla ne alakası var? Benim kişisel harcamalarım ve hobilerimi, algı yaratmak için kullandılar. Ben. özellikle spor camlasında, Fenerbahçeliliğimle bilinen ve tanınan birisiyim. Televizyonda, sosyal medyada spor programlarına katılırım. Bu nedenle 19 Marttan beri benim üzerime oynanmaktadır. Beni olduğumdan çok daha zengin, olduğumdan daha güçlü göstermektedirler kl Imamoğlu tarafından kollanan Is adamı gibi görüneyim.

Sözde ben belediyeden Ihale sonucunda para almışım da bu parayla gidip İmamoğlu inşaattan ev almışım. Sözde bununla ilgili MASAK raporu varmış. Bir kere ben belediyeden para almıyorum. Kültür AŞ’ye para ödüyorum. İkincisi ben İmamoğlu inşaattan ev almamışım.

19 Mart sabahı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı basın açıklamasında benim adım da anılarak “Ihalelerden aldıkları Ilk paralarla İmamoğlu İnşaattan ev alarak rüşvet verdiler” denmiştir.

Tutuklandığımdan beri savcılığa Kültür AŞ’den para almadığımızı, tam tersine Kültür AŞ’ye para ödediğimizi anlatmaya çalışıyorum.

Ama televizyonlarda özellikle belirli birkaç gazeteci her gün bu yalan iddiaları ortaya attığından, tahliye olmak isteyen benimle ilgili böyle şeyler uydurup beni suçlayarak tahliye olmaya hak kazanmıştır. Günah keçisi ilan edildim. Şimdi Iddianame yazıldığından beri hakkımda hiç haber çıkmıyor. Çünkü 1 yıldır hakkımda yaratılan algının yalanlardan ibaret olduğu ortaya çıkmıştır.

Mesela Murat Abbas; tahliye olmadan hemen önceki Ifadesinde Kadıköy ve Karaköy’deki İskele reklam alanlarının Murat Ongun tarafından Murat Kapki’ye verilmesi talimatı aldığını söylemektedir. Aslında durum tam tersidir. Buralar zaten bendeydi ve Ekrem İmamoğlu geldikten sonra bunlar elimden alındı. Sözleşmelerl feshedildi. Ben bu reklám alanlarının Işletmesini aldığımda İstanbul Büyükşehir Başkanı da Ali Yerlikaya’ydi.

Benim olduğu iddia edilen, benim yönettiğim iddia edilen şirketlerle ilgili ise ticaret sicil gazetesindeki kayıtlar ne diyorsa gerçek odur. Ben içeri girdikten sonra bir kısım eski çalışanlarım, bir kısım eski Iş ortaklarım ve tanıdıklarım benim malima mülküme çökmeye çalışmıştır. Sadece benim değil, geçmişte benim olan sonradan devrettiğim şirketlerin de faaliyetlerini kendi şirketleri üzerinden yürüttüğünü duyduğum kişiler vardır. Bu kişiler, benim eski çalışanlarımı benim aleyhimde ifade verdirmek için zorlamış, savcılık kapısında kuyruk oluşturmuştur. Bana iftiralar atıp, beni içerde tutarak savcılık tarafından tedbir konan ya da kayyum atanan başka şirketlere çökmeye ya da onların işlerini elinden almaya çalışmaktadırlar.

Benim yurtdışına para kaçırdığım iddiası da gerçek dışıdır. Sözleşmesi mevcut bir ev satın alma işidir yapılan. Zaten yurtdışına yüklü miktar para gönderilirken banka sizden MASAK bildirimi için evrak istemektedir. Biz bu sözleşmeyi o zaman Vakıfbank Finanskent Şubesine zaten sunmuştuk. Aynı sözleşmeyi savcılığa da sundum. Bu sözleşme sonradan düzenlenmesi imkansız bir evraktır. Çünkü bir sureti Vakıfbank Finanskent Şubesi’nde mevcuttur.

Benim alnim ak. Hiçbir suç işlemediğimi ve örgüt üyesi olmadığımı biliyorum. Mahkemenizin de bunu anlayacağından şüphem yoktur.

TUTUKLULUK SÜRECİM HAKKINDA BEYANLARIM

Ben 23.03.2025 tarihinde rüşvet vermek ve örgüt üyesi olmak iddiasıyla tutuklandım.

Ben cezaevine girdikten sonra geçmişten beri süren boyun fıtığım patladı. Ameliyat olmam gerektiğine dair doktor raporu verildi. Ama cezaevi koşullarında ameliyat ve devamında fizik tedavi mümkün değildi. Hastalığım ileri düzeyde fıtıktır ve ameliyat olmazsam felç kalma ihtimalim olduğu hekimler tarafından söylenmiştir.

Bu süreçte yeşil reçeteli çok ağır ağrı kesici ilaçlar kullanmaktayım. Bunların hepsinin rapor ve reçeteleri cezaevinde mevcuttur.

Ben hakkımdaki iddialara cevap vermek ve hastalık durumumu izah etmek için savcılığa dilekçe yazarak, görüşmek istediğimi belirttim.

Ardından savcılık bana “hangi konularda ifade vermek istediğini belirt” şeklinde cevap verdi. Ben de ifade vermek istiyorum demediğim sürece beni çağırmayacaklarını anlayıp ifade vermek istediğimi belirten bir dilekçe verdim. Hastalığımı izah edip, hakkımdaki iddialara cevap vermek istemiştim. Bu suretle tahliyemi sağlayabilirim diye düşünmüştüm.

Ancak 24 Haziran günü ben savcılığa götürüldüğüm esnada, eşimin de gözaltına alındığını öğrendim. Eşimin de tutuklanması halinde çocuklarımızın durumunu düşündüm. Ayrıca kardeşim Serhat Kapki de tutuklanmıştı.

Savcı beyin odasına girdiğimde yaklaşık 1 saat boyunca sava beyle baş başa sohbet ettik. Bu sohbet esnasında bazı suçlamaları kabul etmediğim ve dosya hakkında yeni ifadeler vermediğim sürece serbest kalamayacağımdan emin oldum. Savcıların benim örgüt üyesi olmadığımı anlaması ve ailemi korumak adına bir takım ifadeler verdim.

Bu ifademde benden önce ifade veren ve tahliye olan Servet Yıldırım’ın, bir de Eyüp Subaşı’nın basına yansıyan ifadelerine benzer şeyleri ben de söyledim.

Daha sonra 3 defa daha ifadeye gittim. Her gidişimde öncelikle savcı beyle baş başa görüşme, ardından avukatlarımın gelmesiyle birlikte ifade yazımı yapıldı.

Ben her gidişimde esasen hakkımdaki iddialara yanıt vermek istedim. Ancak 2. Gidişimde sava bey benim bir teknede Murat Ongun, Hüseyin Köksal, Emrah Bağdatlı ile beraber tatil yaptığımı iddia etti. Ben de bunun olmadığını o tatilde benim bulunmadığımı ifade ettim. Ben cezaevinde kaldıkça ve savcılığın istediği şekilde ifadeler vermedikçe hakkımdaki iddialar artıyordu.

Ben böyle bir teknede bulunmadığımı anlattım ama sanki ben örgüt üyesiymişim ve örgüt üyeleri olarak beraber tekne tatili yapıyormuşuz gibi bir algı oluştu. Ben teknede olmadığımı, teknede kimlerin olduğunu ise yat kiralama firmasından bulabileceğimi söyledim. Hatta Hüseyin’in beraber tekne tatiline gittiği kişileri de orada saydım.

Beni bu konudaki beyanım basına sızınca Emrah Bağdatlı tivit atarak beni hedef alan tivitler atmıştır. Ben onun da teknede olduğunu sanıyordum. Meğer yokmuş. Hatta daha sonra 3. Gidişimde teknede kimlerin bulunduğunu tespit edip savcıya anlattım ki benim bu tatilde yer almadığım kesinleşmiş olsun.

Gidişim esasen Mücahit Birinci’nin bana yaptığı ahlaksız teklifi anlatmak amacındaydı. Anlattım da. Savcı beylere Mücahit Birinci’nin bana gelip, savcılığa yazdığım şikayet dilekçemde detayları mevcut olan konulardaki iftiraları atmamı ve 2 milyon dolar vermemi söylediğini, bu sayede tahliye olabileceğimi söylediğini anlattım.

Hatta sadece Mücahit Birinci meselesini de değil, İsmail Kaan ve Osman Kaan’la yaşadıklarımı da anlattım.

İsmail Kaan adlı şahıs benim ocak ayında taşınmazlarımı devrettiğim kişidir. Kendisi benim eski arkadaşımdır. Bana, “mallarını bana devret, bana hiçbir şey yapamazlar, yaparlarsa ben de onların bir sürü şeyini biliyorum” şeklinde konuşmuştur. Sadece masak raporundaki taşınmazlar değil, aynıca bir de direkt İsmail Kaan’ın üzerine alınmış ve sonra ben tutukluyken bir başkasına satılan bir taşınmaz da bu kapsamdadır. Bu taşınmaz 5.750.000 dolara satılmıştır. Bunun 1.750.000 doları ise halen İsmail Kaan’dadır ve tarafıma vermemektedir. Ben gözaltına alınmadan 10-15 gün önce de İsmail ve babası benim Ferkodaki ofisime gelip benim bu davadan Çıkarılabileceğimi söylediler. Ama aynı gün benim malvarlığıma da tedbir kondu. .İsmail bana bu şekilde güven vererek mallarımı üzerine aldı. Beni bu dosyadan çıkarabileceğini söyledi. Benim aslında Ekrem İmamoğlu veya CHP ile herhangi bir yakınlığımın olmadığını en iyi kendisinin anlatabileceğini söyledi. Bunun için çeşitli görüşmeler yaptığını söyleyip benim yanıma avukatlar yolladı.

Ben bunu da savcılara anlattım. O 1.750.000 Dolarlık paraya da el konulmasını istedim. Ama böyle bir şey yapmadı. Hatta İsmail Kaan’ın ifadesi bile alınmadı. .Benim avukatlık ücreti alacağına karşılık taşınmaz devrettiğim avukatım dosyada sanık, bir tane taşınmazımı aramızdaki borç-alacak ilişkisi nedeniyle devrettiğim eski arkadaşım Serkan dosyada sanık ama 8 taşınmazımı devrettiğim, bir taşınmazımı da direkt adına alıp, onun üzerinden sattığımız İsmail Kaan sanık değil.

Hatta İsmail ve babası, “ismaili dosyadan çıkarmak için çok daha fazlasını harcadık” diyerek paramı da vermemektedir.

Ben bütün mal varlığım tedbirli ve kendim de tutukluyken, sözüne güvendiğim bu insanlanın benim parama ve mallarıma çökmelerini hazmedemediğim ve dışarı çıkarsam bu işi halledebileceğimi düşündüğüm için savcılığa gidip ifade vermek istedim.

Ancak ben bu konuda her şeyi tüm detaylarıyla anlatmama rağmen bu hususlar ifademe yazılmamıştır. Bana “istersen yazarız” da denmiştir ama ben her seferinde tahliye olacağımı düşündüğüm için bunların yazılmamasına rıza gösterdim. İsmail Kaanla ilgili dava dışı da çok fazla konu vardır ancak şu aşamada meseleyi sulandırmamak adına bu konulara girmiyorum. İlerleyen aşamalarda gerekli olması halinde tüm detaylarını anlatacağım.

Ben çocuğumun okul parasını bile bulamayacak durumdayken benim mallarıma ve parama çöken İsmail’i savcılığa ihbar etmeme rağmen bu konuda hiçbir şey yapılmadı. Tam aksine savcılar bana “sen dosyada çok alt sıralardasın, örgütte bile değilsin, anlat ve çık” şeklinde ifadeler kullandı. Bunun üzerine ben de ifademe Mücahit ve İsmail Kaan’ın yazılmamasına ses etmedim. İfade verip serbest bırakılacağım ümidiyle 3. İfademi verdim. Orada da savcı bey bana şu konuda şöyle iddialar var sen de biliyor musun diye sorular sordu ben de hepsine evet olabilir, ben de duymuştum şeklinde cevaplar verdim. Ben biraz sonra serbest kalacağımı düşündüm, savalara güvendim.

Ancak serbest bırakılmayınca dikkat edilirse 3. İfademin ertesi gününde SEGBİS’le bağlandığım tutukluluk incelemesinde ifademde” buraya para karşılığı seni serbest bıraktırırız diye avukatlar geliyor. Dün bu konuda savcılığa da ifade verdim” dedim. Ama incelenirse savcılık evrakında Mücahit Birinci hakkındaki bu ifadem yer almıyor. Bu durum ifade sürecine dair anlattıklarımı doğrulamaktadır.

Devam eden süreçte bir kez daha ifadeye gittim. Bu sefer avukatsız ifade verdim. İfademde yazılı olan husus, oğlumun sağlık durumunun ve sağlık raporunun izahıdır. Ancak asıl olarak “hani beni bırakacaktınız, ben savcılığın yanında durdum” temalı bir konuşmadır.

Ben bütün bu ifade süreçlerinde beni bırakacaklarını vaadettikleri için, en çok da karım ve ailemin tutuklanmasını engellemek için soruşturma savcılarıyla uyum içinde hareket ettim. Ama gelinen noktada hem örgüt üyesi olarak suçlanmaktayım hem de hakkımda birçok ayrı suçtan senelerce hapis cezası istenmektedir.

Bir de benden alınan beyanlar benim aleyhimde kullanılmaktadır. Bu beyanların tamamı içinde bulunduğum tutukluluk, ağır hastalık ve aile bireylerimin başına bir şey gelmesi korkusunun yarattığı psikolojik baskı ve savcıların tahliye vaadine duyduğum güvenin sonucunda verilmiştir.

Bana bu süreçte bana “senin burda bir gün bile tutulmaman lazım aslında” bile denmiştir. Bana “biz seni başta çok tepelerde gördük ama anladık ki sen bu işlerin içinde değilmişsin” dendi. Ama bunların hepsi benden bir takım ifadeler almak içinmiş.

Cezaevinden savcılığa yolladığım dilekçelere ve içeriklerine bakılırsa da durum daha iyi anlaşılacaktır. İlk dilekçem 5 haziran tarihlidir ve “görevli cumhuriyet başsavcısı ile görüşmek istiyorum” yazılıdır. Örneğin 29 Temmuz tarihli dilekçede direkt Akın Gürlek ile görüşmek istediğim yazılıdır. 26 Eylül ve 13 Ekim tarihli dilekçelerimde İsmail Kaan ile alakalı görüşmek istediğim yazılıdır. 23 Ekim’de ise İsmail Kaan’ın bana ait olan taşınmazı satıp, elde ettiği 1.750.000 doları bana vermemesi ve taşınmazı da savcılıktan gizlemesi konusunda ifade vermek istediğim yazılıdır. Ayrıca bu dilekçede, bu konuyu daha önce sözlü olarak ifade ettiğim ve ifademin artık zapta geçmesini istediğim de yazılıdır. Ancak bu konularda ben ifadeye çağrılmadım. Yani ben savcılığa gidip kendi anlatmak istediklerimi, kendi hakkımdaki iddialara verdiğim cevapları zapta yazdıramadım. Her seferinde, bu sefer tahliye oluyorum sanarak savcılığın istediği türden ifadelerin zapta geçmesine onay verdim. Fakat gelinen aşamada tahliye olmadığım gibi hakkımda birçok ayrı suçtan cezalandırma talep edilmiştir.

SAĞLIK DURUMUM HAKKINDA BEYANLARIM

Ben uzun süredir boyun ve bel fıtığı nedeniyle düzenli olarak tedavi görmekteyim. Tutuklanmadan önce düzenli olarak fizik tedavi/pilates uygulaması ile beden sağlığımı stabilize etmekteydim. Ancak tutuklulu olduğum dönemde fizik tedavim kesintiye uğramıştır.

Cezaevindeyken boyun fıtığım patlamıştır. Sağ el işaret parmağım ile baş parmağımda hareket kısıtı ve uyuşma, sol elimin aynı parmaklarında hissizlik sorunu oluşmuştur.

Bu nedenlerle iğne ve yeşil reçeteli ağrı kesiciler kullanmaktayım. Vücudum, yapılan iğneler nedeniyle mos mor durumdadır. Ağrı kesicilere ise vücudum duyarsızlaşmıştır.

20.05.2025 tarihinde Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi Beyin Cerrahisi Polikliniğinde bana MR çekilmiştir. 27.05.2025 tarihinde tanzim edilen durum bildirir sağlık raporunda ameliyat olmam gerektiği belirtilmiştir. Tedavinin ise yalnızca ameliyatla sınırlı olmadığı, operasyon sonrası uzun ve süreklilik gerektiren fizik tedavi süreci bulunduğu vurgulanmıştır. Ancak ceza infaz kurumlarında bu tür özel ve süreklilik arz eden tedavilerin gerçekleştirilmesi fiilen mümkün değildir. 08.10.2025 tarihinde Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi Beyin Cerrahi Polikliniğinde yapılan muayenede bu kez de bel ağrılarım muayene edilmiş ve omuriliğe iğne yapılmasına karar verilmiştir.

Bahse konu iğne ameliyathanede yapılan Epidural Enjeksiyonlardandır. Korizon içermektedir. Ve insan hayatında yalnızca uzun aralıklarla ve ancak 1-2 defa yapılması tavsiye edilmektedir

Zaten cezaevi sürecinden önce de ben bu iğneden oldum ancak doktorum bana bir kez daha böyle bir sorun olursa iğne yapmayacağını, ameliyat olmam gerektiğini söylemişti.

En son 19.02.2026 Tarihinde yeniden ameliyat olmam gerektiğine dair doktor tavsiyesi verilmiştir.

Benim bu ameliyatı olmam ve ardından fizik tedavi görmem zorunluluktur. Bunun cezaevi koşullarında yapılması mümkün değildir. Ameliyat sonrası özel bakım zorunluluğum vardır. Ve bu tedavinin geçilmesi felç riski doğrumaktadır.

Benim cezaevinde olduğum dönemde yaşadığı psikolojik sıkıntılar nedeniyle ilkokul çağındaki oğluma depresyon tanısı konmuştur.

Sağlık sorunlarımın da dikkate alınmasını talep ediyorum.,

SONUÇ ve ÖZET

Ben Kültür AŞ’den alt ihale alan firmanın %20 ortağıyım. 20 yıllık reklamcıyım ve açık hava reklamcılığında çok ciddi tecrübe sahibiyim. BVA’nın aldığı alt ihaleler hakkında bir suçlama dahi yoktur. Belediyenin yaptığı ve Kültür AŞ’nin kazandığı asıl ihaleler hakkında ben neden suçlanıyorum anlamış bile değilim.

Bana randevu bile vermeyen Murat Ongun’la aynı örgütte olduğum ve hatta onun benim yöneticim olduğu iddiası saçmalıktır.

Sadece Hüseyin Köksal’la ortak olduğum için, Hüseyin de Ekrem İmamoğlu ile çocukluktan tanışıyor diye bu dosyada sanık olduğumu düşünüyorum.

Bu iddianamedeki sanıkların reklamcılar hariç hiçbiriyle tanışıklığım bile yoktur. Reklamcıların da hepsi beni tanır.

Kültür AŞ’den aynı usulle ve aynı dönemde aldığımız Giant Board. İhalesinden suçlanmıyorum, ama megalight ve üst geçit ihalesinden suçlanıyorum. Bu bile tek başına aldığım ihalelerin usule uygun olduğunu göstermeye yetmektedir.

Hakkımdaki iddiaların hiçbirinin somut delili yoktur. Tutarlı bir iddia bile yoktur. Bilerek çarpıtılmış MASAK raporlarıyla, gerçek ticari faaliyetleri illegal işler gibi göstermeye çalışan bilirkişi ve tevdii raporları ile suçlanmam mümkün değildir. Ben tüm ticari işleri ve tüm mali hareketleri şeffaf birisiyim. Siyasetle de bir işim yoktur. Belediye ile en çok işi AK Parti döneminde yaptım.

Ben adaletten kaçmıyorum. Aksine artık hakkımdaki iddialara doğrudan cevap verebilecek olmanın mutluluğuyla duruşma gününü bekliyorum.

Hakkımda 19 Mart Sabahı “İmamoğlu’nun kasası”, “İBB’den gelen ilk hakedişlerle İmamoğlu İnşaattan ev aldılar” şeklinde başlayan karalamaların büyük kısmı yok olmuştur. Bu davaya konu edilen suçlamalardan da aklanacağımdan eminim. Tek isteğim hakkımdaki değerlendirmenin toplu isnatlarla değil, şahsımın savunmaları dikkate alınarak yapılmasıdır.

Duruşmada yapacağım savunmayla birlikte bu dilekçemde belirttiğim hususlar da göz önünde bulundurularak öncelikle tahliyemi, ardından da beraatimi saygıyla arz ve talep ediyorum.”

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar